Adalet için hukukun gücünü kullanıyoruz.

Lokasyon LOKASYON

İstanbul Dünya Ticaret Merkezi A1 Blok No.67

Petrodolar Düzeni ve Uluslararası Hukukun Askıya Alınması

Amerika Birleşik Devletleri'nin Venezuela'yı işgal etmesinin gerçek nedeni, Henry Kissinger'ın 1974 yılında Suudi Arabistan ile imzaladığı bir anlaşmaya dayanıyor. Ve tüm bunların aslında Amerikan dolarının hayatta kalmasıyla ne ilgisi olduğunu açıklamaya çalışacağım. Uyuşturucuyla hiçbir ilgisi yok. Terörizmle hiçbir ilgisi yok. “Demokrasi” ile de ilgisi yok. Mesele, 50 yıl boyunca Amerika Birleşik Devletleri'nin ekonomik üstünlüğünü sağlayan petrodolar sistemidir. Ve Venezuela bunu sona erdirme tehdidinde bulunuyordu. Bu tehdit askeri değil, parasaldı; fakat günümüz dünyasında para, çoğu zaman silah kadar belirleyicidir.

Gerçekte olan şey şudur: Venezuela, yaklaşık 303 milyar varil doğrulanmış petrol rezervine sahiptir. Bu, gezegendeki en büyük rezervdir. Suudi Arabistan'dan çok daha fazladır. Dünya petrol rezervlerinin yaklaşık %20’sini oluşturur. Bu büyüklük, Venezuela’yı yalnızca bir enerji üreticisi değil, küresel enerji düzenini etkileyebilecek stratejik bir aktör haline getirmektedir.

Ama önemli olan bu değildir. Önemli olan, Venezuela'nın bu petrolü Çin yuanı ile satmasıdır. Dolar ile değil. 2018'de Venezuela, “dolardan kurtulacağını” açıkladı. Petrolü için yuan, euro, ruble gibi dolar dışındaki para birimlerini kabul etmeye başladı. BRICS'e katılmak için başvuruda bulundu. SWIFT’i tamamen baypas eden Çin ile doğrudan ödeme kanalları kuruyordu. Ve bunu, on yıllarca doların küresel hakimiyetine meydan okumaya yetecek kadar petrol rezervine sahipken yapıyordu. Bu, sembolik bir çıkış değil; küresel finans mimarisine yönelik açık bir meydan okumaydı.

Bu neden önemli? Çünkü tüm ABD finans sistemi tek bir temele dayanıyor: petrodolarlar. 1974'te Henry Kissinger, Suudi Arabistan ile bir anlaşma yaptı: dünyada ticareti yapılan tüm petrolün fiyatı dolar cinsinden belirlenecekti. Karşılığında ABD, Suudi Arabistan'a askeri koruma garantisi verdi.

Bu anlaşma tek başına dünya çapında yapay bir dolar talebi yaratmaya yetti. Dünyadaki tüm ülkeler petrol satın almak için dolara ihtiyaç duymaya başladı. Bu sistem, diğer ülkeler dolar biriktirmek ve desteklemek zorundayken ABD’ye sınırsız para basma imkânı tanıdı. Bu para, silahlı kuvvetleri, refah devletini ve kronik bütçe açıklarını finanse etti. Petro dolarlar, ABD hegemonyası için tüm uçak gemilerinden daha önemli hale geldi. Bu nedenle petrodolar sistemi yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir güvenlik meselesi olarak görülmektedir.

Ve ona karşı çıkan liderlerin kaderi dikkat çekici biçimde benzeşmektedir: 2000 yılında Saddam Hüseyin, Irak petrolünü dolar yerine euro ile satacağını duyurdu. 2003 yılında Irak işgal edildi. Rejim değişikliği yapıldı. Irak petrolü yeniden dolar cinsinden işlem görmeye başladı. Saddam Hüseyin idam edildi. Kitlesel imha silahları asla bulunamadı; çünkü hiç var olmamışlardı.

2009 yılında Muammer Kaddafi, petrol ticareti için altın destekli bir Afrika para birimi olan “altın dinar”ı önerdi. Hillary Clinton’ın sızdırılan e-postaları, bu girişimin müdahalenin ana nedenlerinden biri olduğunu açıkça kabul ediyor: “Bu altın, Libya altın dinarına dayalı bir pan-Afrika para birimi kurmayı amaçlıyordu.” 2011 yılında NATO Libya’yı bombaladı. Kaddafi linç edilerek öldürüldü. Libya bugün fiilen çökmüş bir devlettir ve açık köle pazarlarına ev sahipliği yapmaktadır. Clinton kameralar önünde “Gittik, gördük ve öldü” diyerek alay etti. Altın dinar da onunla birlikte tarihe gömüldü. Bu örnekler, ekonomik egemenliğe yönelik girişimlerin askeri sonuçlar doğurduğunu göstermektedir.

Ve şimdi Maduro. Saddam ve Kaddafi’nin toplam petrol rezervlerinin beş katından fazlasına sahip bir ülkenin lideri. Petrolü aktif olarak yuan cinsinden satıyor. Dolar kontrolü dışındaki ödeme sistemleri kuruyor. BRICS’e katılmak istiyor. Çin, Rusya ve İran ile stratejik ortaklıklar geliştiriyor. Bu üç ülke, küresel dolar hegemonyasının çözülmesinde başat rol oynuyor.

Bu bir tesadüf değil: petrodolara meydan okuyanlar rejim değişikliğiyle karşılaşıyor. Her zaman. ABD iç güvenlik danışmanı Stephen Miller bunu açıkça dile getirdi: “Amerikan teri, zekâsı ve adanmışlığı Venezuela’nın petrol endüstrisini inşa etti. Onun kamulaştırılması tarihteki en büyük Amerikan mülk hırsızlığıdır.”

Bunu saklamıyorlar. Venezuela petrolünün ABD’ye ait olduğunu, çünkü 100 yıl önce ABD şirketleri tarafından geliştirildiğini savunuyorlar. Bu mantık, sömürgeciliğin modern ve cilalanmış bir versiyonudur.

Ancak asıl sorun daha derindedir: petrodolar sistemi artık çözülmektedir. Rusya, Ukrayna savaşından bu yana petrolünü ruble ve yuan ile satıyor. Suudi Arabistan yuan ile ticareti açıkça tartışıyor. İran yıllardır dolar dışı sistemlerle işlem yapıyor. Çin, 185 ülkede 4.800 bankayı kapsayan SWIFT alternatifi CIPS’i kurdu. BRICS, dolardan bağımsız ödeme sistemleri üzerinde aktif olarak çalışıyor. mBridge projesi, merkez bankalarının ödemeleri yerel para birimleriyle anında yapabilmesini sağlıyor. Bu gelişmeler bir istisna değil, sistemsel bir dönüşümün işaretleridir.

303 milyar varil petrolüyle Venezuela’nın BRICS’e katılması bu süreci dramatik biçimde hızlandıracaktı. Ve işte, az önce gerçekleşen işgalin temel nedeni budur. Bunun uyuşturucuyla ilgisi yok: Venezuela, ABD’de tüketilen kokainin %1’inden azını temsil ediyor. Terörizmle de ilgisi yok: Maduro’nun bir terör örgütü yönettiğine dair hiçbir somut kanıt yok.

Demokrasiyle de ilgili değil: ABD, hiçbir seçimin yapılmadığı Suudi Arabistan’ı desteklemeye devam ediyor. Dolayısıyla “demokrasi” söylemi, yalnızca kamuoyunu ikna etmeye yönelik bir retorikten ibarettir.

Bu, ABD’nin dünyanın geri kalanının emeği üzerinden para basmasına imkân tanıyan, yarım asırlık bir düzenin korunması meselesidir. Ve sonuçları sarsıcıdır. Rusya, Çin ve İran bunu “silahlı saldırı” olarak kınadı. Çin, Venezuela’nın en büyük petrol müşterisidir ve milyarlarca dolar kaybetme riskiyle karşı karşıyadır. BRICS ülkeleri mesajı net biçimde aldı: Dolara meydan okuyanlar cezalandırılır.

Ve sorun tam da burada başlıyor. Bu mesaj, doların egemenliğini durdurmaz; aksine çözülmeyi hızlandırır. Küresel Güney artık doların hangi araçlarla ayakta tutulduğunu görüyor. Ve tek korunma yolunun daha hızlı hareket etmek olduğunu fark ediyor.

Seçilen tarih bile semboliktir:

3 Ocak 2026 – Venezuela işgal edildi, Maduro yakalandı.

3 Ocak 1990 – Panama işgal edildi, Noriega yakalandı.

Otuz altı yıl fark. Aynı gün. Aynı senaryo. Aynı “uyuşturucu” gerekçesi. Aynı gerçek neden: stratejik kaynakların ve ticaret yollarının kontrolü. Tarih tekerrür etmez; ama kafiyelidir.

Şimdi ne olacak? Trump’ın Mar-a-Lago’daki basın toplantısı yol haritasını gösterdi. Amerikan petrol şirketleri hazırlıklara başladı. Politico, şirketlere “Venezuela’ya geri dönün” mesajı verildiğini yazdı. Muhalefet iktidara taşınacak. Petrol yeniden dolar cinsinden akacak. Venezuela, bir başka Irak, bir başka Libya olacak.

Ancak kimse şu soruyu sormuyor: Doların hakimiyeti artık bombalarla sürdürülemez hale geldiğinde ne olacak? Çin misilleme yapabilecek ekonomik güce ulaştığında ne olacak? Dünya, petrodoların yalnızca şiddetle ayakta kaldığını tamamen fark ettiğinde ne olacak?

Amerika Birleşik Devletleri elini gösterdi. Mesele, dünyanın geri kalanının geri çekilip çekilmeyeceği ya da bu bahsi kabul edip etmeyeceği. Çünkü ülkeleri bir para birimini kullanmaya zorlamak için bombalamak gerekiyorsa, o para birimi zaten ölmüştür. Venezuela bir başlangıç değildir. Bu, çöken bir düzenin son çırpınışıdır.

Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, burada tarif edilen tablo son derece ağır hukuki sorunlar barındırmaktadır. Bir devletin başka bir devleti askeri güç kullanarak işgal etmesi, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2/4 maddesi uyarınca genel olarak yasaktır. Bu madde, devletlerin başka bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanmasını kesin biçimde yasaklar. Bu yasağın yalnızca iki istisnası vardır: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin açık yetkilendirmesi veya BM Şartı’nın 51. maddesi kapsamında meşru müdafaa hakkı. Metinde anlatılan senaryoda ne Güvenlik Konseyi kararı ne de Venezuela’dan kaynaklanan silahlı bir saldırıya dayalı meşru müdafaa durumu bulunmaktadır. Bu nedenle, böyle bir müdahale uluslararası hukuk bakımından “hukuka aykırı kuvvet kullanımı” ve hatta işgal halinde “saldırı suçu” (crime of aggression) kapsamına girebilir.

Ayrıca, “rejim değişikliği” amacıyla yapılan askeri müdahaleler, devletlerin egemen eşitliği ilkesini ihlal eder. Uluslararası hukukta bir devletin kendi doğal kaynakları üzerinde tam egemenliğe sahip olması, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1803 sayılı “Doğal Kaynaklar Üzerinde Daimî Egemenlik” kararında açıkça tanınmıştır. Venezuela’nın petrolünü hangi para birimiyle satacağına veya hangi ödeme sistemlerini kullanacağına karar vermesi, uluslararası hukuka göre tamamen egemenlik yetkisi kapsamındadır. Bu tercihler, başka bir devlet için ‘tehdit’ olarak yorumlanamaz ve silahlı müdahaleye gerekçe yapılamaz.

Ek olarak, ekonomik baskı, yaptırımlar ve askeri güç tehdidiyle bir devleti belirli bir para birimini kullanmaya zorlamak, günümüzde “ekonomik zorlayıcılık” (economic coercion) olarak nitelendirilmekte ve uluslararası hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Devletlerin ekonomik sistemlerini ve ticaret ortaklarını serbestçe belirleme hakkı vardır. Bu hak, askeri güçle veya zorla ortadan kaldırılamaz.

Eğer anlatıldığı şekilde bir işgal gerçekleşmişse, bu durum aynı zamanda uluslararası hukuk (savaş hukuku) bakımından da ciddi sonuçlar doğurur. İşgal altındaki topraklarda doğal kaynakların işgalci devlet lehine işletilmesi, 1907 Lahey Sözleşmeleri ve 1949 Cenevre Sözleşmeleri çerçevesinde yasaklanmış “yağma” (pillage) fiiline yaklaşır. Bu tür eylemler bireysel cezai sorumluluk da doğurabilir.

Son olarak, “demokrasi”, “uyuşturucu ile mücadele” veya “terörle savaş” gibi gerekçeler, uluslararası hukukta tek başına güç kullanımını meşrulaştırmaz. Uluslararası hukuk, iyi niyet beyanlarını değil, somut ve hukuki şartları esas alır. Bu bağlamda, anlatılan müdahale biçimi, uluslararası hukuk düzeninin temelini oluşturan kurallara karşı açık bir meydan okuma niteliği taşımaktadır.

WhatsApp Destek Hattı Size en kısa süre içerisinde dönüş yapacağız.
Arıtürk & Partners Hukuk Ofisi:
Merhaba 👋
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Mesajınız...