YAYINLARIMIZ

9/27/2018
Türk Parasının Kıymetini Koruma kararına hukuki bakış
13 Eylül 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Türk Hukuku’nda, sözleşmeleri ilgilendiren çok önemli bir dönem başlamış bulunmaktadır. Söz konusu karara

göre: “Türkiye’de yerleşik kişilerin, Bakanlıkça belirlenen istisnai hâller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dahil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmeden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamaz.” Denilmiş ve ayrıca bu kararın yürürlüğe girmesinden itibaren otuz gün içinde mevcut sözleşmelerdeki bedellerin Türk parası olarak taraflarca yeniden belirlenmesi öngörülmüştür. Söz konusu karar gerek mahiyeti gerekse etki alanıyla ve doğuracağı sonuçlarla incelenmesi gereken bir düzenleme olup, aşağıda çeşitli yönlerden ele alınacaktır.

  1. Kararın Hukuk Sistemimizdeki Yeri

            Söz konusu kararın hukuk sistemimizdeki etkisinin değerlendirilebilmesi için öncelikle mezkur kararın hukuki nitelemesinin yapılması gerekmektedir.

Her ne kadar bir kısım değerlendirmelerde ve medyada bu karara kararname nitelemesi yapılsa ve öyle anlaşılsa da aslında söz konusu karar Cumhurbaşkanlığı Kararı (bundan sonra “karar” olarak anılacaktır) olarak yayımlanmış olup, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nden (bundan sonra “kararname” olarak anılacaktır) farklılık arz etmektedir.

Cumhurbaşkanlığı Kararı temelde, Cumhurbaşkanının yaptığı bir idari işlemdir. Bu bakımdan Karar genel düzenleyici bir işlem değil; somut ve özel nitelikli bir işlemdir. Yani Karar, Anayasa veya kanunlarla Cumhurbaşkanı’na verilmiş seçme, atama, OHAL ilan etme, erken seçime gitme ve sair yetkilerin somut olayda uygulanmasıyla sonuç doğurmaktadır. Bu bakımdan Kararın denetimi Danıştay tarafından ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılmaktadır.

Kararname ise Cumhurbaşkanı’nın Anayasa ile verilen genel düzenleyici işlem yapma yetkisinin bir sonucudur. Yani kararname kanunlar gibi soyut, genel ve sürekli olup kanun seviyesinde değerlendirilmektedir. Bu bakımdan kararnamelerin hukuksal denetimi Anayasa Mahkemesi tarafından yapılmakta iken Kararlar’ın hukuksal denetimi bir idari işlem olmaları münasebetiyle Danıştay tarafından ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılmaktadır. Bu yönü itibariyle söz konusu düzenleme hukukumuzda bir idari işlem olarak sınıflandırılabilir.

  1. Kararın Uygulanması, Uygulanmaması ve Sonuçları

Yukarıda niteliği ele alınan 85 sayılı Karar, yetkisini 1567 sayılı Kanun’dan almaktadır. Zira 32 sayılı Karar’da değişiklik yapan 85 sayılı Karar, 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu’nun 1. Maddesi’nin: “… Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir.” Hükmü uyarınca çıkarılmıştır. Aynı Kanun’un 3. Maddesinde ise: “Cumhurbaşkanının bu Kanun hükümlerine göre yapmış bulunduğu genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişi, üçbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır” denilerek Cumhurbaşkanı’nın bu Kanun uyarınca çıkaracağı kararlara uyulmaması halinde nasıl bir yaptırım uygulanacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla Karar’a aykırı olan işlemler hükümsüzlük yaptırımıyla karşılaşamayacak, yalnızca idari para cezasına konu olabilecektir.

Buna göre Türkiye’deki yerleşik kişilerin her türlü menkul ve gayrimenkul alım satım ve kiralama vs. işlerinde sözleşme bedelleri dövize endeksli olarak kararlaştırılmayacaktır. Bu durumda Türkiye’de yerleşik kişiler dışındakilerin ise döviz endeksli sözleşmeler yapmasına bir engel getirilmemiştir. Türkiye’de yerleşik kişi kavramı ise 85 sayılı Karar’ın değişiklik yaptığı 32 sayılı Karar’da: Türkiye'de yerleşik kişiler: Yurtdışında işçi, serbest meslek ve müstakil iş sahibi Türk vatandaşları dahil Türkiye’de kanuni yerleşim yeri bulunan gerçek ve tüzel kişiler” olarak tanımlanmıştır. Buna göre Türkiye’de yerleşik kişi kapsamında sayılabilmek için Türkiye’de kanuni yerleşim yeri bulundurmak yeterlidir. Gerçek kişilerin yerleşim yeri ise Türk Medeni Kanunu’nun 19. Maddesinde: Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir.” Şeklinde tanımlanmıştır. Tüzel kişilerin yerleşim yeri ise aynı Kanun’un 51. Maddesinde: “Tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yerdir.” Şeklinde tanımlanmıştır. Bu itibarla 85 sayılı Karar kapsamına Türkiye’de yerleşim yeri bulunan gerçek ve tüzel kişiler alınmış, dışarda yerleşik olan kişiler[1] Karar kapsamının dışında tutulmuştur. Ayrıca 17.09.2018 tarihinde Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada; Karar’ın uygulanabilmesi için sözleşmenin akdedilme tarihinde her iki tarafın da Türkiye’de yerleşik kişi olması gerektiği de belirtilmiştir.[2]

Öte yandan söz konusu Karar döviz cinsinden veya dövize endeksli sözleşme yapmayı yasaklarken, Karar’da aynı zamanda mevcut sözleşmelerdeki bedellerin de Türk parası olarak yeniden belirlenmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla mevcut sözleşmelerdeki bedellerin 30 gün içerisinde karşılıklı anlaşılarak yeniden belirlenmesi gerekecektir. Karar’da “yeniden belirlenme” ifadesi hüküm altına alındığına göre mevcut sözleşmelerdeki revizelerin kur çevrilmesi yoluyla değil, yeniden belirleme yoluyla yapılması öngörülmüştür. Bu durumda taraflar bir araya gelerek sözleşme bedelini isterlerse aynen kur üzerinden TL’ye çevirebilecekler, isterlerse yeni bir bedel belirleyebileceklerdir. Ancak tarafların bu konuda anlaşamamaları halinde nasıl bir yol izleneceği konusunda bir netlik bulunmamaktadır. Karar’ın uygulanmaması halinde oluşacak yaptırım para cezası olarak belirli olsa da sözleşmenin hangi tarafına ceza verileceği, bunun nasıl belirleneceği de bilinememektedir.

Kanımca taraflarca anlaşma sağlanamaması halinde sözleşme bedelinin tespiti istemiyle davalar açılacak ve bedeli hakimin belirlemesi gerekecektir. Bu durumda hakimin sözleşme bedellerini hangi usul ve esaslar dahilinde belirleyeceği hususunda da bir açıklık bulunmamaktadır. Hakim sözleşme imza tarihindeki kur, Karar’ın yayımı tarihindeki kur, 30 günlük sürenin bitimi tarihindeki kur, anlaşmak için bir araya gelinen tarihteki kur, sözleşme ilişkisi içerisindeki en yüksek kur veya en düşük kur gibi ihtimaller üzerinden sözleşme bedelini belirleyebileceği gibi tüm bunların dışında rayiç üzerinden de bir belirleme yapabilecektir. Bunun dışında tespit davalarından sonra TBK 138 kapsamında uyarlama davalarında da büyük artış yaşanacaktır. Zira Kanun’un öngördüğü sözleşmenin kurulmasından sonra olağanüstü bir gelişmenin yaşanması hususu, yaşanılan süreçte haklılık oluşturacaktır.

Hülasa Karar’ın uygulanabilir bir özellik taşıması için Bakanlıkça ivedilikle tebliğler çıkarılmalıdır.

  1. Karar’ın Hukuka Uygunluğu

Sözleşme serbestisi Türk Borçlar Kanunu’nun ve 1982 Anayasası’nın koruduğu ve Türk hukuk sistemine hakim olan en güçlü ilkelerden birisidir. Sözleşme serbestisi ilkesi TBK’nın 26. Maddesinde: “Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.” Hükmü ile Anayasa’nın 48. Maddesinde: “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir.” Hükmüyle korunmaktadır. Bu itibarla sözleşme hürriyeti Anayasa’da ve dahi evrensel hukuk sisteminde yer alması itibariyle büyük önem arz etmektedir. Bunun dışında sözleşme hürriyetinin bir yansıması olarak TBK’nın 344. Maddesinin 4. Fıkrasında: “Sözleşmede kira bedeli yabancı para olarak kararlaştırılmışsa, beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik yapılamaz.” Denilerek kira bedelinin de yabancı para borcu ile belirlenebileceği açıkça düzenlenmiştir.

 

1982 Anayasası’nın Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkilerini düzenleyen 104. Maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı yürütme yetkisi kapsamındaki konularda kararname çıkarabilirse de kanunda açıkça düzenlenen konularda kararname çıkarılamayacağı, kanun ile kararname hükümlerinin çatışması halinde kanun hükümlerinin uygulanacağı açıkça hüküm altına alınmıştır. Kanun hükmüne haiz olan Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri’nin dahi Kanun’a uygun olması gerektiğine göre Cumhurbaşkanı’nın çıkaracağı idari işlem niteliğine haiz Cumhurbaşkanlığı Kararları’nın da kanunlara uygun olması gerekeceği açıktır. Bu itibarla Anayasa ve Kanun ile korunmuş olan sözleşme serbestisini kısıtlayacak nitelikte olan 85 sayılı Karar’ın da Kanun ve Anayasa’ya uygun olması gerekmektedir. Ancak yukarıda bahsi geçtiği üzere; sözleşme serbestini kısıtlaması itibariyle ve dahi sözleşme serbestisi Kanun ve Anayasa ile açıkça korunduğuna göre 85 sayılı Karar’ın bu manada hukuka uygun olmadığı görülmektedir.

 

Kanımca ülkece zor günlerden geçtiğimiz şu dönemde, hem Türk lirasına değer kazandırmaya hem de yaşanan aşırı ifa güçlüklerini gidermeye yönelik yayınlanan bu Karar’ın, TBMM tarafından çıkarılacak bir Kanun veya yapılacak bir kanun değişikliği ile gerçekleştirilmesi gerekmekte olup, hukuk güvenliğinin ve hukuka uygunluğun sağlanması adına da daha sağlıklı olacaktır. Ayrıca söz konusu düzenlemenin hukuka uygun bir şekilde ve daha kapsamlı yapılması, uygulamada doğabilecek çeşitli hukuki sıkıntıların da yaşanmasını engelleyecektir. Aksi takdirde yükü hayli fazla olan Türk Yargısı’nı büyük bir yük daha beklemektedir.

 

 

Av. Emrah SIĞIN

 

[1] Dışarıda yerleşik kişiler: Türkiye'de yerleşik sayılmayan gerçek ve tüzel kişileri… (32 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Karar)

[2] https://www.hazine.gov.tr/File/Index?id=626c3ecc-772a-43f2-93bf-d611571ee495

YUKARI ÇIK